Amasra ilçesindeki Makaracı Köyü yakınlarında bulunan mağara, yalnızca sarkıt ve dikitlerin görüldüğü küçük bir doğa durağı değil. Burası, Batı Karadeniz’in karstik geçmişinin kayalara işlenmiş uzun hikâyesini okuyabileceğiniz doğal bir arşiv. Toplam uzunluğu 169 metre olan Gürcüoluk, yatay gelişmiş, geçit konumlu fosil bir mağara olarak tanımlanıyor. Tek ana galeri, zaman içerisinde gelişen büyük damlataş sütunları sayesinde salonlara ve küçük odacıklara ayrılmış durumda.
Ormanın Altında Saklanan 169 Metrelik Başka Bir Dünya
Gürcüoluk Mağarası’nın etkileyici tarafı büyüklüğünden çok ayrıntılarında gizli. Yaklaşık 169 metrelik galeri boyunca ilerledikçe tavanlardan aşağı doğru uzanan sarkıtlar, zeminden ağır ağır yükselen dikitler ve ikisinin birleşmesiyle ortaya çıkan sütunlarla karşılaşıyorsunuz. Bilimsel çalışmalarda mağaranın iki büyük salon ve bunların çevresindeki yaklaşık 15 küçük odadan oluştuğu belirtiliyor. Gri, krem ve bej tonlarındaki oluşumlar arasında örtü ve duvar damlataşları, küçük sarkıtlar, mağara iğneleri ve mağara incileri de bulunuyor.

Burada gözünüzü ilk çeken şey aslında tek bir oluşum değil. Kayaların birbirinin üzerine binen biçimleri, daralan galeriler ve ansızın açılan küçük boşluklar mağaranın her birkaç adımda farklı görünmesine neden oluyor. Dışarıdaki gür Karadeniz ormanından yalnızca birkaç dakika içinde serin, nemli ve sessiz bir yer altı ortamına geçmek özellikle yaz aylarında oldukça şaşırtıcı. Resmî mağara portalında Gürcüoluk’un ortalama sıcaklığının yaklaşık 11-14 °C, nem oranının ise yaklaşık %75 olduğu belirtiliyor. Bu yüzden yazın bile içeri girerken ince bir üstlük bulundurmak iyi fikir.
Bu Mağarayı İnsan Değil, Su İnşa Etti

Gürcüoluk’un hikâyesinde gerçek mimar su. Bilimsel araştırmalara göre mağara, Üst Jura-Alt Kretase yaşlı Öküşme Kireçtaşları içerisinde gelişmiş durumda. Bölgede karstlaşmanın Pliyosen döneminde başladığı, Kuvaterner boyunca da etkisini sürdürdüğü değerlendiriliyor. Mağaranın bulunduğu sırtın çevresinde dolin ve uvala gibi karstik şekillerin görülmesi de bu uzun jeomorfolojik sürecin izlerinden biri. Kireçtaşının çatlaklarından yer altına süzülen sular, çok uzun zaman boyunca kayacı çözerek boşlukları genişletti. Daha sonra mağara içinden süzülen mineral yüklü sular farklı yüzeylerde kalsiyum karbonat bıraktı. Tavandan aşağı büyüyen sarkıtlarla zeminden yükselen dikitler böyle gelişti; kimi noktalarda birbirlerine ulaştıklarında ise bugün gördüğümüz sütunları meydana getirdiler. Bu nedenle Gürcüoluk’ta gördüğünüz herhangi bir damlataş yalnızca güzel bir kaya parçası değildir. Çok yavaş ilerleyen doğal süreçlerin bugüne ulaşmış sonucudur.
“Fosil Mağara” Denilince Ne Anlamak Gerekiyor?

Gürcüoluk için kullanılan en dikkat çekici bilimsel ifadelerden biri “fosil mağara” tanımlamasıdır. Buradaki fosil kelimesi, mağaranın içinde dinozor ya da başka canlı fosilleri bulunduğu anlamına gelmez. Temel galeriyi oluşturan eski aktif su sürecinin büyük ölçüde sona erdiğini anlatan jeomorfolojik bir tanımlamadır. Mağaranın özellikle doğu giriş galerisi tabanında kalın erime ve birikim topraklarının bulunduğu ve bunların büyük ölçüde fosilleştiği de Doğa Koruma ve Milli Parklar kaynaklarında belirtiliyor. Bu ayrıntı Gürcüoluk’u yalnızca gezilecek bir yer olmaktan çıkarıp Batı Karadeniz’in eski iklim ve karstlaşma süreçlerini anlamaya yardımcı olan doğal bir kayıt alanına dönüştürüyor.
Gürcüoluk’un Bilinen Tarihi: Keşiften Koruma Altına Alınmasına
Mağaranın insanlarla ilişkili yakın dönem hikâyesi de oldukça hareketli. Gürcüoluk, Bartın Valiliği’nin başvurusu üzerine 1996 yılında MTA Mağara Araştırmaları Grubu tarafından etüt edildi. Ardından 1997 yılında Amasra Kaymakamlığının talebiyle mağaranın mimari düzenlemesi ve elektrik sistemi için uygulama projesi hazırlandı. 2000’li yıllarda turizme kazandırılması amacıyla çeşitli düzenlemeler gerçekleştirildi ve 2006-2009 arasında özel bir işletme tarafından kullanıldı. Takip eden yıllarda mağaranın yönetiminin farklı kurumlar arasında el değiştirdiği ve kontrolsüz ziyaretler nedeniyle bazı doğal oluşumların zarar gördüğü bilimsel çalışmalara da yansıdı. Hatta geçmişte defineciler tarafından yapılan izinsiz kazılar ile elektrik ve altyapı sistemlerinde oluşan hasarlar da kayıt altına alındı.

Mağaranın kaderindeki önemli dönüm noktası ise 11 Temmuz 2013 oldu. Gürcüoluk Mağarası ve çevresindeki yaklaşık 49,9 hektarlık alan Tabiat Parkı ilan edildi. 2021 yılında ise mağara ayrıca “Tabiat Varlığı – B Grubu Mağara” statüsüyle tescillendi. Bugün mağaranın çevresinde yürüyüş yolu, giriş kontrol noktası, otopark, WC, mescit ve yağmur barınağı gibi ziyaretçilere yönelik düzenlemeler bulunuyor.
Peki Gürcüoluk’un Antik Bir Hikâyesi Var mı?

Amasra’nın çevresinde olduğunuz için mağarayı gördüğünüzde buranın Antik Çağ’da bir sığınak, kutsal alan ya da yerleşim olarak kullanılmış olabileceğini düşünmek oldukça kolay. Çünkü Amasra çevresi gerçekten çok katmanlı bir tarih taşıyor. Antik dönemde Sesamos adıyla bilinen yerleşim daha sonra Kraliçe Amastris ile birlikte önemli bir merkez hâline gelmiş; bölgede Helenistik, Roma, Bizans, Ceneviz ve Osmanlı dönemlerinin izleri günümüze ulaşmıştır. Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Gürcüoluk Mağarası’nın kendisinde belgelenmiş bir antik yerleşim, mezar alanı, yazıt veya belirli bir tarihî kişiyle bağlantı kuran güvenilir arkeolojik kayıt bulunmuyor. Ulaşılabilen resmî tanıtımlarda ve mağara üzerine yapılmış bilimsel çalışmalarda böyle bir kullanımdan söz edilmiyor. Bu nedenle Amastris’i, Romalıları veya başka tarihsel toplulukları doğrudan mağarayla ilişkilendirmek doğru olmaz. Gürcüoluk’un asıl mirası insan eliyle yapılmış yapılardan değil, jeolojiden geliyor.
Gürcüoluk’tan Çıkarken
Mağaradan dışarı adım attığınız an, belki de gezinin en güzel anlarından biri. Birkaç dakika önce sarı ve kahverengi tonların hâkim olduğu taş galerilerde yürürken bir anda yeniden ormanın yeşiline dönüyorsunuz. Kuş sesleri duyulmaya, havanın sıcaklığı hissedilmeye başlıyor. Gürcüoluk Mağarası devasa salonları veya gösterişli turistik tesisleriyle etkileyen bir yer değil. Onun güzelliği daha sessiz. Kayaların arasına gizlenmiş odaları, binlerce yılda şekillenen damlataşları ve çevresini saran Batı Karadeniz ormanlarıyla ziyaretçisine zamanı biraz farklı hissettiriyor. Amasra’ya gittiğinizde yalnızca sahile ve kaleye bakıp dönmek istemiyorsanız rotanızı birkaç kilometre içeri çevirmek yeterli. Çünkü Karadeniz’in en güzel manzaralarından bazıları denize bakmıyor; bazıları toprağın hemen altında, sessizce bekliyor.
Gitmeden Önce Küçük Ama İşe Yarayan Tavsiyeler

Mağaranın içi yazın bile serin olduğu için yanınıza ince bir ceket alın. Nem nedeniyle bazı yüzeyler kayganlaşabileceğinden tabanı iyi tutan rahat bir ayakkabı tercih etmek de işleri kolaylaştırır. Fotoğraf çekerken doğal oluşumlara yaslanmamaya ve sarkıt-dikitlere dokunmamaya özellikle dikkat edin; bu yapılar insan ölçüsünde inanılmaz derecede yavaş gelişiyor. Ziyaretten önce güncel giriş durumu ve çalışma saatlerini kontrol etmek de iyi olur. Mağara turizme açık olarak listelenmekle birlikte ziyaret uygulamaları dönemsel olarak değişebilir.
Gürcüoluk Mağarası’na Nasıl Gidilir?
Gürcüoluk Mağarası, Amasra ilçesindeki Makaracı Köyü yakınlarında bulunuyor. Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü mağaranın Amasra’ya yaklaşık 10 km, Bartın’a ise yaklaşık 29 km mesafede olduğunu belirtiyor. Kullanılan güzergâha göre navigasyonda birkaç kilometrelik farklılık görülebilir.
Amasra’dan Özel Araçla
Amasra’dan Çakraz yönüne ilerleyin.
Amasra-Çakraz, yani Bartın-Sinop karayolundaki Makaracı Köyü sapağını takip edin.
Sapaktan yaklaşık 700 metre sonra Makaracı Köyü’ne ulaşılıyor.
Köyden devam eden yol yaklaşık 4,3 km sonra Gölleryanı mevkisine çıkıyor.
Araç bölümünün ardından orman içindeki kısa yürüyüş yolu kullanılarak mağara girişine ulaşılıyor. Resmî kaynak bu yürüyüşü yaklaşık 5 dakika olarak belirtiyor.
Bartın Merkezden
Bartın’dan önce Amasra-Çakraz güzergâhına bağlanmak gerekiyor.
Ardından Makaracı Köyü yönlendirmeleri takip edilebilir.
Resmî verilere göre Bartın ile tabiat parkı arasındaki mesafe yaklaşık 29 kilometre.