Bir Köyün Hikayesi: Şirince
"Bu metin; tarihi gerçeklerin, bölgeye dair kadim efsanelerin ve Ege’nin kültürel mirasının edebi bir dille harmanlanmasıyla oluşturulmuştur."
Derler ki; İzmir’in çok eski zamanlarında, azat edilen kırk adam özgürlüğün sevinci ve heyecanı ile kendilerini dağlara vurmuş. Vakit geçmiş; o kırk adam, kırka bin katıp o dağlarda kaybolmuş. Çiçekler açıp yağmurlar yağmış; rüzgâr, küçük bir Rum halkını o sarp yamaçlara doğru estirmiş. Halk, vadinin derinliklerinden yükselen kekik kokusunu içine çekince, bu dik yokuşların ardında saklı kalan huzuru hemen tanımış ve bu yamaçlara yerleşmiş. Zamanla toprağı işlemiş, evlerini kurmuş ve bu sarp coğrafyanın onları dış dünyadan nasıl koruduğunu bizzat yaşayarak görmüşler. Bakmışlar ki bulundukları topraklar; bölgedeki her vadiden daha uzak, her yoldan daha mahrem...
Bir gün yeşil ile mavinin kucaklaştığı o meydanda toplanıp bu sığınağa bir isim vermeye karar vermişler. İstemişler ki; hem kendilerinden evvel bu sarp kayalıkları özgürlükle tanıştıran o kırk adamın ruhu şad olsun hem de bu yeni yurdun adı yabancı kulaklarda 'ulaşılmaz' bir yankı bulsun. Sayıların o gizemli gücüne ve dik yokuşların koruyuculuğuna inanarak, köyün adını 'Kırkınca' koymuşlar. Dışarıdakiler bu ismi her duyduğunda yolu bulunmaz, dağı aşılmaz bir diyar hayal ededursun; Kırkınca’nın sakinleri o kuytu vadiyi zeytin dallarıyla örmüş, asma yaprakları ve kehribar üzümleriyle dünyanın en bereketli sırrına dönüştürmüşler.
Ancak vakit yine durmamış; Kırkınca’nın yamaçlarına, yakınlarına insanlar hep göç edip yerleşmiş. Halkın büyük bir emekle yetiştirdiği bağlardan sızan o eşsiz şarapların ve zeytinlerin kokusu, sarp yamaçları aşıp uzak diyarlara kadar ulaşmış. Huzurun ve bolluğun bu dağ köyünde saklı olduğunu duyan meraklı gözler, yavaş yavaş vadinin yolunu tutmaya başlamış. Kırkınca’nın sakinleri bakmışlar ki gizli sığınakları bir bir keşfediliyor, huzurları kalabalıkların ayak sesleri altında ezilecek; yeşil mavi meydanda bu kez kaşları çatık bir halde toplanmışlar. Düşünmüşler ki; eğer bu güzelliği anlatmaya devam ederlerse, ne bu dağların mahremiyeti kalır ne de o sessiz rüzgârı... O gün bir karara varmışlar: Bu cenneti bir 'çirkinlik' maskesinin ardına saklayacaklarmış. Kapılarını çalan her yabancıya, 'Burası nasıl bir yer?' diye soran her yolcuya; yüzlerini asıp, 'Aman buralar çok çirkindir, yolu sapa, suyu acıdır' demeye başlamışlar. Kendi elleriyle nakış gibi işledikleri o köye, sırf başkalarından sakınmak için dillerinde bir isim takmışlar: 'Çirkince...' İnsanlar burayı gerçekten de o ismin gölgesinde karanlık ve bakımsız sanadursun; köylüler o 'çirkin' hırkanın altında, dünyanın en şirin ve huzurlu hayatını yaşamaya devam etmişler.
Yıllar yılları kovalamış; Çirkince ismi, bir koruma kalkanı gibi köyü dünyanın gürültüsünden saklamaya yetmiş. Asma yaprakları her yeri kaplamış, şaraplar şişelere dolup taşmış. Zeytinlerin hasat verdiği bir dönem sonunda, Çirkince topraklarına Cumhuriyet rüzgârı gelmiş. Dönemin İzmir Valisi Kazım Dirik, en uzak köye kadar bizzat giden, her karış toprağın emeğini yerinde görmeyi görev bilen bir devlet adamıymış. Çirkince’nin o sapa yollarını da bu görev bilinciyle aşmış. Tozlu yolları aşıp köye adımını attığında; 'çirkin' denilen bu yerin aslında pırıl pırıl bembeyaz evleri, disiplinli bağları ve çalışkan insanlarıyla bir cennet köşesi olduğunu görmüş. Bakmış ki dağların gölgesinde zaman gerçekten durmuş, her köşe başında ayrı bir zarafet saklı... Köylülerin bu güzelliği saklamak için taktıkları isme gülümsemiş; çünkü gördüğü zarafet, söylenen isme hiç sığmıyormuş. Vali bey, köylülerin meraklı bakışları arasında o meşhur sözleri söylemiş:
'Böylesine güzel, böylesine huzurlu bir yer çirkin olamaz. Buranın adı olsa olsa Şirince olur!'
O gün, yüzyıllardır taş duvarların arasına sinen 'Çirkince' ismi uçup gitmiş; yerine köye ruhu gibi yakışan 'Şirince' gelmiş. Bugün Şirince’nin Arnavut kaldırımlı sokaklarında yürürken duyduğunuz o derin sessizlik; aslında kırk adamın özgürlüğünden, Rum halkının toprağa duyduğu sevgiden ve o güzel maskenin altındaki asıl "şirinlikten" kalma bir mirastır. Şirince’de saatler yine işler ama o tepedeki yeşil mavi meydanda, zaman hâlâ o ilk günkü huzurunda asılı durur.
KAYNAKÇA
Dirik, K. (1930’lu Yıllar Kayıtları): İzmir Valiliği döneminde köyün isminin "Şirince" olarak değiştirilmesine dair tarihi beyanat ve yerel yönetim arşivleri.
Efes-Selçuk Bölge Arşivleri: Kırkınca’nın sosyo-kültürel geçmişi, yerleşim dokusu ve mübadele öncesi bağcılık faaliyetlerine dair tarihsel veriler.
Sözlü Edebiyat ve Yerel Anlatılar: Şirince halkı arasında nesiller boyu aktarılan; azat edilen kırk adam ve "Çirkince" kamuflajına dair kültürel efsaneler.
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı: İzmir-Selçuk bölgesi taşınmaz kültür varlıkları ve yerel tarihçe kayıtları.
Yorumlar
4