Dicle Nehri’nin üzerinde, siyah bazalt taşların ağırbaşlı duruşuyla uzanan bu köprü, Diyarbakır’ın yalnızca tarihî yapılarından biri değildir; şehrin hafızasında saklanan bir geçiş, bekleyiş ve kavuşma noktasıdır. Sur ilçesinde, Mardinkapı’nın yaklaşık üç kilometre güneyinde yer alan On Gözlü Köprü, Dicle Köprüsü adıyla da bilinir. Halk arasında “On Gözlü” denmesinin nedeni, köprünün nehir üzerinde on açıklıkla uzanmasıdır. İlk bakışta sade görünür; fakat birkaç dakika durup kemerlerin suya düşen gölgelerine baktığınızda, bu sadeliğin aslında yüzyılların içinden süzülmüş bir zarafet olduğunu fark edersiniz.
Dicle’ye Eğilen Siyah Taşların İlk Selamı

Köprüye yaklaştığınızda Diyarbakır’ın o kendine has bazalt rengi hemen hissedilir. Şehrin surlarında, hanlarında, camilerinde görülen koyu taş burada Dicle’nin yumuşak akışıyla karşılaşır. Bir tarafta sert, dayanıklı, neredeyse suskun bir taş işçiliği; diğer tarafta sürekli akan, yer yer hırçınlaşan, bazen de aynaya dönüşen bir nehir… On Gözlü Köprü’nün güzelliği tam da bu karşıtlıktan doğar. Kemerlerin suya yansıması, özellikle sakin havalarda köprüyü iki katlı gibi gösterir. Yukarıda taş, aşağıda su; biri kalıcılığı, diğeri zamanın akışını anlatır. Bu yüzden burası yalnızca fotoğraf çekilecek bir nokta değil, Diyarbakır’ın ruhunu anlamak için durup bakılması gereken yerlerden biridir.
Kitabeden Yükselen Tarih: Mervânîler Döneminden Bugüne

On Gözlü Köprü’nün güney cephesinde yer alan iki satırlık çiçekli kûfî kitabe, yapıyı 11. yüzyılda Mervânîler dönemine bağlar. Kitabeden, köprünün Nizâmüddevle Nasr zamanında Kadı Ebü’l-Hasan Abdülvâhid tarafından, Ubeyd adlı bir mimara yaptırıldığı anlaşılır. Kaynaklarda tarih 1064-1065 yılları olarak verilir. Fakat köprünün hikâyesi burada kesin bir nokta koymaz. Bazı araştırmacılar, bu kitabenin doğrudan ilk yapım kitabesi değil, bir onarım kitabesi olabileceğini söyler. Bu görüşe göre köprünün geçmişi daha eski dönemlere kadar uzanabilir. Diyarbakır gibi katman katman medeniyet biriktirmiş bir şehir için bu ihtimal şaşırtıcı değildir. Çünkü bu coğrafyada her taş, çoğu zaman tek bir dönemi değil, birbirinin üzerine eklenen pek çok zamanı taşır. Köprü tarih boyunca farklı onarımlar geçirmiştir. 19. yüzyılın sonlarında, 1899-1900 yıllarında da önemli bir onarım gördüğü bilinir. Yakın dönemde yapılan düzenlemelerle araç trafiğine kapatılması, köprünün tarihî dokusunun korunması açısından önemli bir adım olmuştur. Bugün köprü daha çok yürüyerek gezilen, çevresinde vakit geçirilen ve manzaranın tadı çıkarılan bir kültür durağıdır.
On Kemerli Bir Mühendislik Hafızası

On Gözlü Köprü tamamen sert bazalt taşından yapılmıştır. Uzunluğu kaynaklarda yaklaşık 172 ile 180 metre arasında verilir. Genişliği ise bölümlere göre değişir; bazı kısımlarda daha dar, bazı gözlerden sonra daha geniş bir geçiş hissi verir. Bu farklılık, köprünün yalnızca estetik bir yapı olmadığını, Dicle’nin akışına ve çevrenin topografyasına göre düşünülmüş bir mühendislik eseri olduğunu gösterir. Köprünün en dikkat çekici mimari özelliklerinden biri sivri kemerleridir. Bu kemerlerin en genişi orta bölümde yer alır. Nehrin akış yönüne göre tasarlanmış sel yaranlar, suyun köprü ayaklarına bindirdiği baskıyı azaltmak için yapılmıştır. Menba tarafındaki üçgen külahlı sel yaranlar ve mansab tarafındaki dayanak duvarları, Dicle’nin özellikle taşkın dönemlerindeki gücüne karşı köprüyü ayakta tutan akıllı ayrıntılardır. Taşların dizilişinde kullanılan şaşırtmalı teknik, yapının hem dayanıklılığını artırır hem de dış yüzeyde ritmik bir görünüm oluşturur. Yani On Gözlü Köprü’ye bakarken aslında yalnızca eski bir ulaşım yapısına değil, taşla suyun mücadelesini bilen ustaların hesaplı emeğine bakarsınız.
Aslan Kabartması ve Sessiz Ustalar
Köprünün güney cephesindeki kitabenin bitiminde yer alan aslan kabartması, yapıya ayrı bir anlam katar. Bu figür, Diyarbakır surlarındaki Harput Kapısı ve Mardin Kapısı’nda görülen kabartmalarla benzerlik gösterir. Artuklu ve Selçuklu dönemlerinde de karşılaşılan aslan motifi, güç, koruma ve hâkimiyet duygusunu hatırlatır. Bu küçük ama etkileyici ayrıntı, köprünün yalnızca işlevsel bir geçiş noktası olmadığını gösterir. Burada estetik kaygı da vardır, sembol de vardır, kimlik de vardır. Ustalar adlarını çoğu zaman taşın üzerine büyük harflerle yazmamış olabilir; ama kemerlerin dengesi, taşların uyumu ve aslan kabartmasının dili onların varlığını hâlâ hissettirir.
Köprüden Geçen Hayatlar

Yüzyıllar boyunca On Gözlü Köprü, Diyarbakır’ın çevre yerleşimlerle bağlantısını sağlayan önemli geçişlerden biri oldu. Kervanlar, yolcular, köylüler, tüccarlar, askerler ve sevdalılar bu taşların üzerinden geçti. Kimisi şehre girdi, kimisi şehirden ayrıldı. Belki de köprünün bugünkü duygusu biraz buradan gelir: Burası yalnızca iki yakayı değil, ayrılığı ve kavuşmayı da birbirine bağlayan bir yerdir. Dicle’nin kıyısında duran köprü, Diyarbakır’ın gündelik hayatında da özel bir yer edinmiştir. Bugün çevresinde oturup çay içenler, fotoğraf çektirenler, yürüyüş yapanlar ve manzarayı izleyenler köprünün yaşayan belleğini devam ettirir. Taş eski olabilir; ama köprünün hayatla bağı hâlâ tazedir.
Bugün On Gözlü Köprü’de Ne Yapılır?

On Gözlü Köprü, Diyarbakır gezisinde kısa sürede görülüp geçilecek bir yer gibi düşünülmemeli. Buraya biraz zaman ayırmak gerekir. Özellikle gün batımına yakın saatlerde Dicle’nin rengi değişir, bazalt taşlar daha yumuşak görünür ve köprünün kemerleri suyun üzerinde daha belirgin bir silüete dönüşür. Fotoğraf çekmek isteyenler için köprünün karşı kıyısı güzel açılar verir. Sabah erken saatlerde daha sakin bir atmosfer yakalanır. Akşamüstü ise kalabalık artsa da manzara daha etkileyici olur. Çevredeki oturma alanlarında mola verilebilir; ancak tarihî yapıya zarar verecek davranışlardan kaçınmak, çöpleri alanda bırakmamak ve taş yüzeylere yazı yazmamak çok önemlidir.
Gitmeden Önce Küçük Tavsiyeler
On Gözlü Köprü’ye giderken acele etmeyin. Köprünün üzerinde yürüyün, sonra kıyıya inip uzaktan bakın. Çünkü bu yapı en çok uzaktan bakıldığında bütün ihtişamını gösterir. Fotoğraf için sabah ışığı temiz, akşam ışığı ise daha duyguludur. Kalabalıktan hoşlanmıyorsanız hafta içi saatleri daha sakin olabilir. Yanınıza mutlaka rahat bir ayakkabı alın. Dicle kıyısında yürürken taşlık ve düzensiz zeminlere denk gelebilirsiniz. Yaz aylarında Diyarbakır sıcak olacağı için öğle saatleri yerine sabah ya da gün batımına yakın zamanları tercih etmek daha keyifli olur. On Gözlü Köprü, Diyarbakır’da geçmişin bugüne en zarif şekilde uzandığı yerlerden biridir. Burada taş konuşmaz belki; ama iyi dinlerseniz Dicle’nin sesiyle birlikte size çok şey anlatır.
On Gözlü Köprü’ye Nasıl Gidilir?
Özel Araçla Ulaşım
Diyarbakır şehir merkezinden Sur ilçesi yönüne ilerleyerek Mardinkapı güzergâhı takip edilebilir.
Köprü, Mardinkapı’nın yaklaşık üç kilometre güneyinde, Dicle Nehri üzerindedir.
Hafta sonları çevre daha kalabalık olabileceği için aracı uygun bir noktaya bırakıp kısa bir yürüyüş yapmak daha rahat olabilir.
Toplu Taşıma ile Ulaşım
Şehir merkezinden Sur ve Mardinkapı çevresine giden belediye otobüsleriyle köprüye yakın noktalara ulaşılabilir.
Hat ve sefer bilgileri zamanla değişebileceği için yola çıkmadan önce güncel belediye ulaşım bilgilerini kontrol etmek iyi olur.
Yakın durakta indikten sonra köprüye yürüyerek devam edilebilir.
Taksi ile Ulaşım
Diyarbakır merkezden taksiyle kısa sürede gidilebilecek bir konumdadır.
Özellikle zamanı sınırlı olanlar veya akşam saatlerinde dönüş planlayanlar için pratik bir seçenektir.
Sürücüye “On Gözlü Köprü” ya da “Dicle Köprüsü” demek yeterlidir; şehirde oldukça bilinen bir noktadır.
Yürüyerek Gezi Rotasına Eklemek
Sur içi, Mardinkapı ve çevresini gezenler için On Gözlü Köprü güzel bir tamamlayıcı duraktır.
Uzun yürüyüş planlayanlar rahat ayakkabı tercih etmeli, yaz aylarında su ve güneş koruması bulundurmalıdır.
Köprüyü Hevsel Bahçeleri manzarası ve Dicle kıyısı atmosferiyle birlikte düşünmek geziyi daha anlamlı kılar.