29 Ekim 1923… Ağaçlar dallarında kalan son yaprakları dökerken, yıllar boyu süren kurtuluş mücadelesinden çıkan bir ülke yeni hikayesinin ilk kelimesini yazıyordu… Cumhuriyet.
Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değildir. Aynı zamanda halkın geleceğine açılan bir kapıdır. Cumhuriyet o yıllarda henüz yazılmayı bekleyen kırmızı ciltli bir kitaptı. Bu kitabın sayfaları zamanla tarih, bilim ve edebiyatla dolacaktı. Öyle ki edebiyat Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte değişen hayatların, büyüyen hayallerin en büyük ressamı oldu. Biz şimdi bu kitapların sayfalarını çevirmeye başladığımızda bir milletin sesini de duymaya başlarız.
Bu hikayelerin ilk sayfalarında ise bir milletin bağımsızlık uğruna verdiği mücadele, acılar ve umutlar iç içe geçer. Halide Edip Adıvar, kalemiyle bu mücadelenin insan hikâyelerini anlatan isimlerden biri olur. Halide Edip’in eserlerinde tarih, yalnızca cephelerde yaşanan kan ve kurşundan ibaret değildi. Ateşten Gömlek romanında İzmir'in işgali, Ayşe'nin hayatını geri dönülmez biçimde değiştirir. Tüm ailesini kaybeden kadın bu acının arkasına gizlenmek yerine zamanla kendisini ülkesinin kurtuluş mücadelesinin içinde bulur. Ayşe'nin hikayesinde savaş, uzaktan duyulan silah seslerinden ibaret değildir. Halide Edip, Ayşe'nin hikayesiyle bize bağımsızlığın yalnızca cephede kazanılan bir zafer olmadığını; kayıplara rağmen geleceğe inanabilmekle de ilgili olduğunu anlatır.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında edebiyatın kapısını aralayıp Anadolu’ya baktığımızda ise bambaşka hayatlarla karşılaşırız. Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu romanında Feride, o dönemin alışılmış kadın algılarını aşarak Anadolu’ya öğretmenlik yapmaya giden genç bir kadındır. Romanda Feride'nin Zeyniler köyündeki okulla ilk karşılaşması, küçük bir başlangıcın büyük değişimleri filizlendirebileceğini gösterir. Öğretmenlik yapmak üzere geldiği yerde genç kadını hayalindeki aydınlık sınıflar değil, bakımsız, ahırdan bozma bir okul karşılar. Ancak Feride pes etmez; o karanlık sınıfı çocukların gözlerinin bilgiyle ışıyacağı bir okula dönüştürmek için çabalar. İşte tam da burada Feride’nin çabası, Millî Mücadele'nin ardından tekrar ayağa kalkmaya çalışan bir ülkenin çabasına benzer.

Yıllarca süren savaşların ardından yorgun düşmüş, kayıplar vermiş ve geleceğini yeniden kurmak zorunda kalmış bir ülke… Cumhuriyet, böylesi güçlüklerin ortasında atılan yeni bir başlangıç adımıdır. Tıpkı Feride'nin karşısındaki eski okul gibi, ülkenin önünde de aşılması gereken pek çok engel vardır. Fakat bir ülkenin geleceği, mevcut koşulların sırlarına boyun eğmekle değil, daha iyi bir yaşamın mümkün olduğuna inanarak atılan adımlarla kurulur. Pek çoğumuz biliyoruz ki bazen büyük dönüşümler, uzak köylerdeki mütevazı bir sınıfta, öğrenmeyi bekleyen bir çocuğun ideallerinde parlar.
Elbette her yeni başlangıç, beraberinde sorular ve güçlükler de getirir. Eski alışkanlıklarla yeni düşünceler karşı karşıya gelir; insanlar değişimin içinde kendilerine bir yer arar. Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Ankara romanında Millî Mücadele’den Cumhuriyet’in kuruluşuna ve sonrasına uzanan değişim anlatılır. Ankara, romanda yalnızca bir şehir değil; yılların yorgunluğundan sıyrılıp geleceğe atılmak isteyen bir milletin tükenmek bilmeyen umududur. Her yeni bina, her değişen sokak başka bir ülke kurabilmenin mümkün olduğu inancını taşır. Ancak zaman ilerledikçe hayallerin de hayatın akışı içinde değiştiği görülür. Yakup Kadri, Ankara'nın geçirdiği dönüşümleri anlatırken bir yandan da Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki umutları, beklentileri ve zamanla gün yüzüne çıkan hayal kırıklıklarını romanın satırlarına taşır. Böylece şehrin hikâyesi, bir milletin kendisi için düşlediği gelecekle kurduğu ilişkinin hikayesine dönüşür.

Bu eserler, yeni bir ülke kurmanın yalnızca büyük ideallerle değil, insanları anlamak ve toplumun gerçekleriyle yüzleşmekle de mümkün olduğunu hatırlatır. Edebiyatın güzelliği belki de tam burada saklıdır. Tarih bize bir dönemin kapısını açarken romanlar, o kapının ardındaki hayatı görmemize olanak sağlar. Bir öğretmenin Anadolu yollarında taşıdığı umudu, bir gencin geleceğe dair hayallerini ya da değişen bir toplumun içindeki çatışmaları kitap satırlarında buluruz.
Cumhuriyet'in ilanı üzerinden yıllar geçse de onu hayatın içinde farklı biçimlerde görmeye devam ederiz. Bazen bir okul sırasında, bazen bir kadının kendi yolunu çizme cesaretinde veya bir çocuğun okumayı öğrenirken gözlerinde beliren ışıkta… Çünkü Cumhuriyet’in anlamı, sadece geçmişte atılmış bir adımda değil o adımla açılan yolda yürüyen halkın geleceğinde saklıdır.
Bugün, aradan geçen yıllara rağmen hala kırmızı ciltli kitabın sayfalarını çevirmeye devam ediyoruz. Kurduğumuz her hayal bu kitaba bir sayfa daha ekliyor. Bazı hikayelerin anlatıları hiç bitmez, yıldan yıla dilden dile söylenip durur. Cumhuriyet’in hikâyesi de 29 Ekim 1923’te açılan o ilk sayfadan bugüne, her yeni neslin kaleminde yaşamayı sürdürür.
Yorumlar
6