Benim çocukluğumun bir sokağı var... Şimdi gözlerimi kapatsam anneannemin evinin bulunduğu o sokağı baştan sona yürüyebilirim. O zamanlar on bir, on iki yaşındaydım. Dünyam o sokak kadar büyüktü belki ama günler hiç bitmeyecekmiş gibi geçerdi.

Anneannemin evinde, onun yanında geçen günlerimin kıymetini o yaşlarda elbette bilmiyordum. Benim aklım daha çok dışarıdaki oyundaydı. Sabah uyanır uyanmaz sokağa çıkmak, arkadaşlarımla buluşmak, akşama kadar oyun oynamak isterdim. Sokağın sonundaki park sanki bütün gün bizi beklerdi. Çocukluğun insana verdiği cesaretle her şeyin mümkün olduğuna inanırdık. Sıkılmaya da pek vaktimiz olmazdı çünkü kendi eğlencemizi kendimiz bulurduk. Oyunlarda sıranın bize gelmesini beklemek bile oyunun devamıydı aslında bizim için.

Çocukluğumun geçtiği sokak
Çocukluğumun geçtiği sokak

Mahallede kim hangi oyunu sever, hepimiz bilirdik. Bazen arkadaşlarımızın kapısına uğrayıp dışarı çıkıp çıkmayacaklarını sorardık, bazen balkondan balkona birbirimize seslenirdik. Bir araya gelmek için önceden haberleşmeye, uzun uzun plan yapmaya gerek yoktu. Birinin sokağa çıkması, diğerlerinin de peşinden gelmesine yeterdi.

O günlerden geriye kalan anılar arasında beştaşın da bir yeri var. Çünkü o taşlar benim için yalnızca bir oyunu değil, anneannemin yanında geçen günleri, her akşam ertesi gün öğlende buluşmak için söyleştiğimiz karşı komşumuzu, hiçbir şeyin değişeceğini düşünmediğim zamanları hatırlatıyor.

Her şey bizim için bir oyundu, diyorum ya. Bir avuç taş bile bizi oyalayabiliyordu.

Beştaş oynarken gözüm bir havaya attığım taşta, bir de yerdekileri toplamaya çalışan elimde olurdu. Taşları seçmek bile bazen o kadar zor olurdu ki. Hep en yuvarlak taşı seçmeye çalışır, oyun başlayınca çevremdeki herkesten soyutlanıp sadece taşlarıma odaklanırdım. Bazen taş elimden kayardı, bazen de tam oldu derken oyunu kaybederdim. Kaybetmek dünyanın sonu değildi ama nasıl olsa yeniden oynayacaktık.

Sokağımın Eski Oyunları içerik görseli
Sokağımın Eski Oyunları içerik görseli

Ben tabii o zamanlar beştaşın sadece bizim sokakta oynandığını sanıyordum. Başka çocukların da aynı taşları eline alıp bizim gibi oyun oynadığını düşünmemiştim hiç. Tabii arada bazı farklar da varmış. Mesela Artvin'de taşlar farklı aşamalarda toplanıyor, parmaklarla yapılan küçük bir köprünün altından geçiriliyormuş. Hatta Ankara'da evlerde de oynanıyormuş bu oyun. Benim hiç aklıma gelmemişti evde beştaş oynamak. Trabzon Sürmene'de ise taş yerine fındıkla oynuyorlarmış bu oyunu. Düşününce hoşuma gidiyor: Benim avucumda beş küçük taş varken başka bir çocuğun elinde beş fındık varmış. Aramızda kilometreler olsa da aynı oyunun heyecanını paylaşıyormuşuz. O zamanlar bunun farkında değildik elbette. Biz yalnızca oyun oynuyorduk; ama farkında olmadan, yıllardır kuşaktan kuşağa aktarılan bir geleneğin de parçası oluyorduk.

Sokakta oynadığımız oyunlar yalnızca beştaşla sınırlı değildi tabii ki. Bazen saklambaç oynar, bazen de yere çizdiğimiz karelerin içinde seksek oynardık. Saklambaçta saklanacak yer ararken sokaktaki her bir köşe, her bir duvarın ardı başka başka anlamlar kazanırdı. Seksekte ise yere çizdiğimiz karelerin dışına basmamaya çalışır, dengemizi kaybetmemek için dikkat kesilirdik. Bugün bu oyunları düşündüğümde, onları anlamlı kılanın sokakta yankılanan gülüşlerimiz olduğunu fark ediyorum.

Sokağımın Eski Oyunları içerik görseli
Sokağımın Eski Oyunları içerik görseli

Kahkahalar ve tatlı tartışmalarımız arasında sabahtan akşama kadar günün nasıl geçtiğini anlamazdım. Sokağın sonundaki park, arkadaşlarım ve oyunlarımız… Hepsi hayatımın hep aynı kalacak parçaları gibiydi. Anneannemin evinin, sokağın ve parkın hep orada kalacağını sanırdım. İnsan çocukken yaşadığı günlerin bir gün özleyeceği hatıralara dönüşeceğini anlayamıyor o yaşlarda.

Şimdi beştaşı düşündüğümde aklıma yalnızca oyunun kendisi gelmiyor. Taşları seçtiğim anlar, arkadaşlarımla geçirdiğim öğleden sonralar, akşam ezanıyla eve dönüşüm de geliyor gözümün önüne. Bir de anneannem…

Geleneksel oyunların kıymeti biraz da burada saklı. Beştaş, seksek ya da saklambaç… Her biri başka birimizin hayatında, başka bir sokakta yaşandı. Kurallarımız değişti, oyun araçlarımız farklılaştı ama oyun oynama isteğimiz hiç değişmedi. Bir zamanlar bize öğretilen oyunları biz de başkalarına öğrettik. Böylece yalnızca oyunları değil, onlarla birlikte yaşadığımız günleri de farkında olmadan taşımış olduk. Şimdi düşünüyorum da bir avuç taşla, yere çizdiğimiz birkaç kareyle saatlerce eğlenebildiğimiz o günlerde, aslında ne kadar çok şeye sahiptik... Bunu anlamak için büyümem gerekti.

Belki bugün çocukların oyunları ve oyun oynadıkları yerler değişti; belki eskisi kadar sık sokakta bir araya gelmiyorlar. Yine de bu oyunları anlatmak, yalnızca geçmişi özlemek anlamına gelmiyor. Bir zamanlar çocukların nasıl eğlendiğini, birbirlerinden neler öğrendiğini ve küçücük taşlarla bile nasıl kocaman bir dünya kurduğunu hatırlamak demek. Beştaşın farklı yörelerde farklı biçimlerde yaşaması da bu yüzden önemli: Oyunlar değişse de hissettirdikleri değişmiyor. Şimdi o günleri düşündüğümde anlıyorum ki ben yalnızca beştaşla oyun oynamamışım; anneannemin yanında, çocukluğumun en güzel hatıralarını biriktirmişim.